Kapak
Satın almak için: Babil.com sanal mağazadan satın alın D&R sanal mağazadan satın alın Hepsiburada sanal mağazadan satın alın İdefix sanal mağazadan satın alın Kitapyurdu sanal mağazadan satın alın Pandora sanal mağazadan satın alın Robinson Crusoe 389 sanal mağazadan satın alın
Kapak
Satın almak için: Babil.com sanal mağazadan satın alın D&R sanal mağazadan satın alın Hepsiburada sanal mağazadan satın alın İdefix sanal mağazadan satın alın Kitapyurdu sanal mağazadan satın alın Pandora sanal mağazadan satın alın Robinson Crusoe 389 sanal mağazadan satın alın

“Ankara Çayı, bağrına şefkatle basıp muhafaza ettiği sivrisinek larvalarını usul usul kabuğundan salıyor, evlâd-ı haşerattan dokunmuş vızıltı pikesini, ana avrat sövmüşmüş sövmemişmiş hiç aldırmadan civardan geçenlerin burun deliklerine, kulak memelerine doğru sallıyordu. Şımarık şımarık bahar müjdesi vereceğiz diye uçuşan kavak pamukları, terli enselere, çıplak alınlara yapışıp kaşındırarak milleti illet ediyordu. Börtü böcek antenini sallıyor, kıllı bacaklarını sıvazlıyordu. Danaburnu topraktaki tohuma, uçuç böceği yapraktaki bite, tırtıl yaprağa, solucan toprağa saldırıyor, peygamberdevesi alayına saldırıyordu. Çocuk yaşta beyaz bulutlar havai gökyüzünde uzun eşek oynuyor, kararsız tavırlarla kâh yavşayıp kıç kıça sokuluyor, kâh gâvur görmüş gibi kopup birbirlerinden uzaklaşıyorlardı.

Bahar gelmişti.”

Kün, yani ‘Ol’... Neleri neleri olduran bir roman, Kün. Ölülerin daha da ölebildiği -ya da tam ölemediği-, cami imamıyla ateistin birbirini ‘aydınlatabildiği’, köpeklerin (hem de Konya ağzıyla!) konuşabildiği, el kadar oğlanın kendisine el kaldıranı haşat ettiği bir âleme kapı aralıyor. Şerefsizler şerefsizliğin gözüne vuruyorlar, ‘iyiler’ canını dişine takıyor, feleğin zarı hepyek de gelse bir bakıyorsunuz altı kapı alıyor.

Sezgin Kaymaz, kendine özgü üslûbu ve hâlesiyle, yine eğlenceli ve ürpertili bir hikâye anlatıyor. Anlattığı hikâyenin heyecanıyla anlatışın neşesi yine birbirini coşturuyor.

‘Sıradan’ denen insanların ‘sıradan’ denen hallerinin ve dillerinin usta yazarı, Angara’nın kıyısına, rengâhenk bir Konya dekoru kuruyor ayrıca - Eski Konya. Eski taşra yaşantısı… Sezgin Kaymaz’ın gizemine, mizahına, olay örgüsüne, anlatıcılığına tutulanlar kadar, ‘yerliliğine’ de tutulanlar yok mu? Kün, her zevke yetişiyor, her şeyi olduruyor!


Video


Hakkında Yazılanlar


Sezgin Kaymaz

1962’de Sinop’ta doğdu. Konya Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Dilbilimi Bölümü’nü, Türkçe dersini veremediği için son sınıftan terk etti. 1976’dan itibaren oyuncu ve teknik direktör olarak hentbolla uğraştı. Türkiye Voleybol Federasyonu'nda Koordinatör olarak çalıştı. Diğer kitapları:


Söyleşi

Son kitabınızdan beri çok uzun ara oldu. Hayrola? Bu boşluk neden doğdu?

2006 Şubat ayının sonlarında Türkiye Voleybol Federasyonunda koordinatörlük yapmaya başladım ve bu vaziyet 2012 sonuna kadar devam etti.

Ben hem iş peşinde koşup hem de meşk edebilen biri değilim. Ya o ya o. Ayrıca, ne yazacağını belirleyip sonradan kararını verdiği o hikâyenin parçalarını omurganın üstüne yapıştırabilen biri de değilim. Hâl bu olup Voleybol Federasyonunun mesai günü tanımayan sportif dinamikleri, beni altı buçuk senede yüz binden fazla tek veya çok sayfalı iş yazmaya - okumaya zorlayınca, roman için kalem oynatacak takatim kalmadı doğal olarak. Her nasılsa bir ara boş bulunup hoş bir roman yazmış, bitirmeye de çok yaklaşmıştım, yine voleybol yüzünden cebimden düşürüp kaybettim.

  • Sezgin kaymaz
  • Sezgin kaymaz

    Fotoğraflar: Ümit Bektaş / Baskı için basın kiti

  • Sezgin kaymaz
Okurlarınız yayınevini taciz ediyordu. Sizi de ettiler mi?
Bir hayli. Yazıyla, telefonla, bizzat Federasyona gelerek ve hâttâ adıma facebook ve twitter hesapları açıp yazmam için sosyal baskı yaparak.
Kesintisiz bir akışın devamı gibi mi düşünmeli yeni romanınızı? Yine bir devamlılık içinde olabilir; sizce 'yeni', 'farklı' bir yanı olduğunu düşünüyor musunuz?
Üstünde çok düşünmedim. Ne yazarken, ne de yazdıktan sonra. Geldiği gibi yazdım, bittiği gibi kapattım, yayınevine teslim ettim. Yenilik ve farklılık meselelerine gelince; evet... Bence yeni ve farklı bir şeyler var. Somutta, Kün, diğer romanlarda olduğu gibi Ankara ile seğmen havası oynarken bir ara dönüp Konya'ya da şık bir topuk selâmı çakıyor. Soyutta ise tüm sebeplerden el çekiyor ve hüsn-ü aşk umuduna yelken açıyor. "Ee, bunun neresi yeni - farklı?" diyecek olursanız, 'Tamamı' derim. Başkalaştığını kabul eden insanın her sözü yeni, her nakaratı farklıdır.
Kün'ü iki üç cümlede nasıl anlatırdınız - Sezgin Kaymaz'ı evvelce bilmeyene?

İmkânsız olan tek bir şey vardır; o da bir şeyin imkânsız olması.

Her şeye izin, ruhsat ve imkân vardır. Yeter ki kişi 'çok doğru' düşündüğü sanrısından kurtulsun, 'düşünmek' denilen eylemin, tanımadığı milyonların ruhuna serptiği milyonlarca kırık dökük bilgi ve kabulden doğduğunu, düşüncesi kirlenmemiş bir insan olmadığını idrak etsin. O zaman epeyce zarar görmüş olsa da bedenini ve ruhunu geri alabilecek ve bugün göremediği birçok şeyi görmeye, anlayamadığı birçok şeyi anlamaya başlayacaktır. Misâl; ölülerin de ölebileceğini, bir cami imamının bir atesitten din dersi alabileceğini, bir şerefsizin çok şerefli bir işe vesile olabileceğini, her şeytanda bir meleğin göz kırptığını...

Kün budur. Adı üstünde, 'OL' sözünün hikmetli hikâyesi.